Röportaj

İdikat'ların Prematüre İkizleri

17 Kasım 2016

527 görüntülenme

17 Kasım Dünya Prematüre Bebekler Günü... Ben de 30 haftalık, 820 gram doğmuş bir prematüre bebek annesiyim. Bugün bizim gibi Prematüre bebek sahibi anneler babalar için çok anlamlı. Ne yazık ki Dünya'da ve Türkiye'de Prematüre Bebek doğum oranı %8 ile % 10 civarında. 

Bugün Bizden Size'de VodafoneNet Pazarlama Kıdemli Müdürü Tolga İdikat ve eşi İrem İdikat'ı ikiz prematüre bebekleriyle konuk ettik. 6,5 aylık ikiz prematüre Doruk ve Yankı'nın hikayesini İdikat çiftinden dinledik.

Adı Soyadı: Doruk & Yankı İDİKAT

Doğum tarihi: 02/05/2016

Annenin doğum yaptığı zamanki yaşı: 30

Doğum haftası: 32 hafta

Doğum kilosu ve boyu: Doruk 1930 gr.-45 cm / Yankı: 1795 gr.-40.5 cm

Hastanede kaç gün  kaldılar?: 39 gün yarı açık yatakta kaldılar.

Taburcu olduğu zamanki kilosu: Doruk : 2585 kg/Yankı: 2780 kg

Geçirdiği Ameliyat var mı?: Taburcu sonrası Doruk bir gece daha yoğun bakımda yatırıldı ve kan nakli yapıldı.

Belgin: İrem ve Tolga doğumun erken olacağını öğrendiğinizde ilk tepkiniz ne oldu?    

İrem: Doğumun erken olacağını çok önce öğrenmedik ne yazık ki, bir tepki veremeden apar topar sezeryana alındık. 30. haftada kanamam olmuştu. 1 gece hastanede müşaade altında tutuldum. Daha sonra dikkatli bir süreç geçirmeye çalıştık. 32. Haftada tekrar kanamam oldu ve tekrar hastaneye gittik. İlk etapta kanama durduruldu. Bu sırada Tolga’dan eve ilaçlarını almaya gitmesini istemiştim. Birden durduralamayan pıhtılı bir kanamam başladı. Doruk eşinden ayrılmaya başlamıştı. Yarım saat içinde kendimi ameliyathanede buldum.

Bu sırada annem yanımdaydı ve Tolga’yı arayarak endişe etmemesini ama valizi de getirmesini istemişti. Tolga'ya da süpriz yapmış olduk.

Belgin: Onları ilk gördüğünüzde ne hissettiniz? Dokunabildiniz mi?

İrem & Tolga: Yoğun bakımda çocuklarınızı ve ilk arkadaşlarını bir sürü kablo ve hortum arasında görmek pek harika bir duygu değil. Bir de o pürüzsüz tenlerine değememek, burnunuzu boyunlarına sokup nefesinizi kokuları ile dolduramamak mücadelenin en zor kısmıydı. Ama onlara çok iyi bakılıyor olması bizi bir nebze rahatlatıyordu. İlk günden dokunmamıza izin vermemişlerdi. Oğullarımıza ancak 2 gün sonra dokunabildik.

Belgin: Ben de oğlum Berk'i ilk gördüğümde gözlerime inanamamıştım, işte o an Tanrı'nın varlığına ve hayatta mucizeler olduğuna bir kez daha inanıyorsunuz, gözyaşlarımı tutamamış ve ağlamıştım. Hemşireler bir daha ağlarsam beni yoğun bakıma almayacaklarını söylediler, silkelendim ve kendime geldim. Kanguru bakımı hakkında düşüncelerinizi paylaşabilir misiniz?

İrem: Kanguru bakımı hem anne için hem de bebekler için mükemmel bir yöntem. Bir çeşit terapi. Özellikle yoğun bakımdaki bebeğin annesi ile teması hayata daha sıkı bağlanmasını sağlıyor. 

Belgin: Hastane günlerinizden biraz bahsedebilir misiniz? 

İrem & Tolga: Hastane süreçleri psikolojik açıdan olduğu kadar fiziki açıdan da bizim için biraz zorlu oldu. İlk başta günde 8 beslenmelerinin sadece 3 beslenmesinde onların yanına girebiliyorduk.

Rutin bir günümü anlatmam gerekirse, sabah 9.00 'da evde kalkıp süt sağıyor. Ardından hızlıca bir kahvaltı sonrası hemen hastaneye gidiyorduk. 11:30 gibi hastanede olmamız gerekiyordu. Saat 12.00 beslenmesini bizlerle yapıyorlardı. Bu seans saat 13:00'a  kadar sürüyordu. Sonrasında yanlarından çıkıp süt sağıyor. Hastanenin kafesinde birşeyler yedikten saat 14.30’da 15.00 beslenmesi için tekrar yoğun bakıma giriyorduk. Yine bir saatlik seans sonrası hastanede süt sağıp onlara bırakıyor. 17.30’da eve gelip 1-1,5 saatlik bir uyku molası ardından akşam yemeği yedikten sonra tekrar 21.00 beslenmeleri için hastane yolunu tutuyorduk.

Sonrasında beslenme seanslarımızı 4’e çıkarttılar ve gece 00.00 beslenmesinde de orada oluyorduk. Bu bizler için çok zor oluyordu ama bebeklerimizin yanında biraz daha vakit geçirebilmek için katlanmaya çalışıyorduk. İkimiz de bu yoğun süreçte hastalanmamak için baya mücadele ettik.

Belgin: Ameliyat oldular mı? Küvözdeyken bir sağlık problem yaşadılar mı?

İrem & Tolga: Hiç ameliyat olmadılar. Taburcu sonrası Doruk’ta kansızlık sebebi ile bir gece daha yoğun bakıma yatarak, kan nakli yapıldı. Bunların hepsi geride kaldığı için gerçekten çok mutluyuz.

Belgin: Size o sıralarda bir terapi desteği sağladılar mı? En büyük destekçiniz kimler oldu? Prematüre babası  üstelik de ikiz babası olmanın getirdiği zorluklar neler?

İrem & Tolga: Hastane tarafından bir terapi desteği verilmedi. Yoğun bakımın güleryüzlü hemşirelerinden birisi yoğun bakıma bebeklerimizin yanına girmeden önce kesinlikle hüznümüzü içeri taşımamazı istedi. Bize "İlk gördüğünüzde mutluluk gözyaşı dökebilirsiniz," dedi ancak "Motivasyonunuz düştüğü anda orada bulunmayın." Anne ve baba olarak bu duygulara dayanmak gerçekten çok zorlu bir süreç, ama bebeklerimizi bir dakika bile daha fazla görebilmek için elimizden geleni yaptık.

İrem: Tolga gibi bir eşe sahip olduğum için gerçekten çok şanslıydım. Olaylara pozitif yönden bakıyor olması, her olayın içinde dalga geçebilecek bir konu muhakkak bulması bu süreci gülerek atlatmamıza sebep oldu. Tabii ki Maslak Acıbadem Yeni doğan yoğun bakım hemşirelerinin de hakkını yiyemem. Yoğun bakımdaki gecelerimizde gözyaşlarım hüzünden ve kederden değil, umuttan ve gülmekten akmıştır.

Belgin: Hastaneden çıkınca hijyen, beslenme gibi konulardan nelere dikkat edilmelidir? Eve taburcu olduğunuzda nasıl bir yaşam biçimi oluşturdunuz? Evde ilk günleriniz nasıl geçti?

İrem & Tolga: Biz; kuralları çok olan bir aile değiliz. Bir konuya herkesin yaklaşımı çok farklı olabiliyor. Katı kurallar olmadan çocuklarımız yetiştirmeye çalışıyoruz. Ama yine de hijyen konusu önemli, özellikle ilk 3 ay onlara her temas öncesi ellerimizi yıkıyorduk. Alt değiştirme-beslenme-oyun aralarında bile eller yıkanıyordu.

Beslenme konusunda çok ciddi sıkıntı çekmedik. 39 gün boyunca zaten hemşire ablaları bizimkilere beslenme saatlerini çok güzel oturtmuşlardı. Kurulmuş saat gibiydiler. Bu dakiklikleri hala devam etmekte.

Bakımları konusunda da ilk aylarda her gün su ile yıkayamaya özen gösterdik. Haftada 2 defa şampuan ile yıkıyorduk. 

Belgin: Benim de aklıma Berk'in yoğun bakımda ilk banyosu geldi, 1 litrelik su ile yıkamışlardı ben tutamıyordum ama hemşireler çevirip çevirip yıkadılar. Sizinkileri de lavobada yıkamışlar harika bir fotoğraf karesi, inanılmaz güzel. Peki kıyafet, bez  bulma konularında sıkıntı yaşadınız mı? Çevrenizin bebeğini görünce tepkisi ve yorumları neler oldu? 

İrem & Tolga: Bez bulma konusunda çok sıkıntı yaşamadık zaten prematürelere uygun bezler bulunmakta. Yine de onlar da biraz büyük geliyordu.

Kıyafet konusunda ise durum biraz daha komikti. Biz neredeyse hiç kıyafete ihtiyaç duymadık. 40 gün boyunca hastanedeyken son 10 gün hariç devamlı çıplaktılar , battaniye ile kundak yapılıyordu. Geri kalan 10 günde de hamile iken anneannelerin babaannelerin ve bizim hevesle aldığımız  kıyafetleri giydirdik ama en küçük kıyafet bile büyük geliyordu. Prematüre olan kıyafetleri de almak istemedik. Zaten hastane çıkışında büyümeye başlamışlardı ve inanın evdeyken hiçbir kıyafet giydirmedik. İstanbul sıcağında altlarındaki bezler yeterliydi.

Belgin: Hangi doktor kontrollerinden geçtiniz? Nasıl sağlık problemleri yaşadınız? Üstesinden gelebildiniz mi? Halen devam eden sağlık problemleri var mı?

İrem & Tolga: Doğduklarında Doruk nefes almıyormuş. Onu orada müdahale ile hayata döndürmüşlerdi. Bir beş dakika geç kalsaydık belki de hepimiz hayatlarımızı kaybediyorduk. Bunu öğrendiğinizde herşeye daha pozitif bakıp en kötüsünü atlattığınızı düşünüyorsunuz.

Yoğun bakımdayken zaten hemen hemen bütün konularda uzmanlar tarafından kontroller yapıldı. Kardiyoloji, Radyoloji, Nöroloji, Göz, Kulak Burun Boğaz vb. Bütün tetkikler yapılıp oluşan bütün komplikasyonların tüm olasılıkları hakkında bilgilendirilmeler yapıldı. Bu süreçleri sonuçlarını beklemek biraz sıkıntılı idi.

Belgin: Premtüre doğan bebeklerin yaşları ilerlese de belli aralıklarda sağlık kontrollerinin yapılması son derece önemli. Benim oğum Berk 8,5 yaşında ancak ben de Berk'i düzenli aralıklarla Nöroloji, Göz ve Endokronolji doktor kontrollerine hala götürüyorum. Sonuçları beklerken neler yaşadınız?

İrem: Tolga genel olarak her ne kadar rahat bir insan olsa da hastalıklar konusunda çok rahat değildir. Bazen çok kolay demotive olabiliyordu. Bu sebeple çoğu sağlık problem olasılığını ona söylemeden sonucunu öğrenene kadar kötü düşünceleri kafamdan kovma mücadelesi yaşadım. Kalpleri ile akciğerleri arasındaki damarın kapanmaması, beyinlerindeki küçük çaplı kanamalar vb... Neyse ki hepsi geride kaldı.

Doruk bütün yoğun bakım sürecinde halsiz ve uykulu bir bebekti. Bu sebeple onun durumu biraz daha endişe vericiydi. Tetkiklerde durumu iyi seyrediyordu ama bir türlü aktif bir bebek haline gelememişti. Yoğun bakımdan çıkmalarını uzatan da Doruk oldu. Bir türlü uykulu halinden kurtulup beslenmeyi öğrenemiyordu.

Büyük gün gelmiş, hepimiz eve gelmiştik. Öyle bir bebek düşünün ki, 60 ml sütü 1 saatte bitirtemiyorsunuz. Hastane çıkışından sonraki ilk hafta kontrolüne kadar ne çabalar ne çabalar… Son günlere doğru da yediklerini fışkırtarak istifra etmeye başlamıştı. Sanırım en belirgin olarak o zaman endişelenmiştim. Zaten hastaneye kontrole gittiğimizde de herşey açıklığa kavuşmuş. Doruk hiç kilo almamıştı. Kansızlık büyümesine engel olmuştu. O gece hastaneye yatırdık tekrar ve kan nakli gerçekleştirildi. Ondan sonrası ise tam tersi; aktif bir Doruk ile karşı karşıyaydık.

Yoğun bakım sonrasında da belirli aylarda yoğun bakımda kontrolleri yapılan bütün bölümlerde uzmanlar tarafından tekrar kontrolleri yapıldı. Çok şükür yoğun bakım sonrası önemli sağlık problemleri kalmadı. Nihayet herşey sona erdi, güzel çocuklarım evlerine sağ salim geldiler.

Belgin: Prematüre bebeklerin büyüme takibinde önemli noktalar nelerdir? Bu konudaki deneyimlerinizi paylaşır mısınız? Sizin yaşadığınız en büyük sıkıntılar neler oldu? Yaşıtları ile boy ve kiloda aynı persantil değerlerini yakalayabildiniz mi?

İrem & Tolga: En önemlisi günde 30 gram kilo almaları idi. Aylarına göre bebeklerinizin bütün fiziksel aktivitelerinde desteklemek de çok önemli. Kontrollerde doktorlar düzeltilmiş yaşlarına göre kontrollerini yapıyorlar. Ancak sizler bebeklerinizi kronolojik yaşlarına göre fiziksel hareketlerini çabalatıyorsunuz. Örneğin yüzüstü pozisyondayken kafalarını kaldırmaya 3. aylarında başlıyorlar. Biz de 3. aydan itibaren  bebeklerimizi yüzüstü koyarak, aşırı yormadan alıştırma yapmalarını sağladık. Bebeğinize öğretmeye çalıştığınız her aktivite aslında keyifli olan şeyler. Bunları yapabildiğini görmek en azından denediğini görmek kalbinizi yerinden fırlamasına yetmektedir. Doruk da en zorlayıcı kısım beslenmesi ve yeterli kilo almamasıydı.

Belgin: Ben de Berk'e kilo aldırmak için çok uğraşmıştım. Her gün liste tutuyor, tartıyor ve kalorili besinlerden oluşan karışım muhallebiler yapıyordum. Örneğin Kars Gravyer peynirinin hem kalorisi çok yüksektir hem de kalsiyum oranı. Gravyer peynirli, sütlü patates püresi yaparak içine bir de terayağ ekleyerek blenderdan geçiriyordum. Ne yazık ki Berk 7- 8 yaşına kadar pütürlü gıda yemedi herşeyi blenderdan geçirdim. Bir gün bir beslenme profesörüne gittim, bana neler yiyor diye sormuştu , ben de sayarken menemen de dediğimde " Eee işte yiyormuş pütür işte," dedi. Ben de menemeni de blenderdan geçiyorum dediğimde meslek hayatında ilk kez böyle bir şey duyduğunu söylemişti. Umarım Doruk da Yankı da çok iştahlı olurlar.

Hem ikiz hem de prematüre bebek annesi ve babası olmak nasıl bir duygu? Eşine destek oluyor musun, bakımlarını sen de yapıyor musun? İş, çocuklar ve eve aynı anda nasıl yetişebiliyorsun?

İrem & Tolga: İkiz ebeveyni olmak zor olduğu kadar inanılmaz bir duygu. Sonuçta ilk deneyimimiz ikiz bebeklerimiz, tek bebek sahibi olmak ile karşılaştırmaya çalışıyoruz. Herhalde tek bebek sahibi olmak çok kolaydır diyoruz ama bazen öyle bebeklerle/çocuklarla karşılaşıyoruz ki bizimkisi daha kolay diyoruz.

İrem: Tolga özellikle ilk başlarda bir anneden farksız bir baba oldu. Sonrasında doğa gereği biraz daha uzaklaşsa da birçok babaya göre gerçekten çabalıyor.

İşe, bebeklere ve eve aynı anda yetişebilmek imkansız bir şey. Anne-baba-bakıcı üçgeninde herkes elinden geldiğince birbirine destek olmaya çalışıyor. Yoksa muhakkak içimizden birisi isyan bayrağını çekecek, bu üç öğeden birisi fazla zorlandığında bütün denge kaybolacaktır.

Belgin: Prematüre bebeği olanlar nelere dikkat etmelidir? Son olarak prematüre bebek sahibi olan anne ve babalara tavsiyeleriniz nelerdir ? 17 Kasım Dünya Prematüreler Günü için mesajınız var mı? Yirmi yıl sonra kendinizi ve çocuklarınızı nasıl hayal ediyorsunuz?

İrem & Tolga: İlk tavsiyemiz kesinlikle hamilelik sürecinde mümkün olduğu kadar stresten ve yorgunluktan uzak durulmalıdır. Bu duygular prematüre doğum olasılığını ciddi oranda arttırmaktadır.

Her ne kadar kendinizi çok rahat hissetseniz de kendinizin ya da eşinizin hamile olduğunu kesinlikle unutmayın. Elinizden geldiğince bunlara dikkat ettiniz ama yine de erken doğum ile tanıştınız diyelim. Kesinlikle kötüyü, olumsuzluğu kafanızdan, çevrenizden bütün dünyanızdan atmalısınız. Size açıklanan bütün olasılıklar ne kadar negatif bir resim çizse de; yüzünüz gülerek bunların hepsinin olabileceğini ama bunların altından kalkılabileceğini, kalkabilmek için içinizde bu gücün olduğunu, bebeğinizi her şeyden çok istediğinizi hep kendinize hatırlatmalısınız. Olaylara yapıcı pencereden bakmayı denemelisiniz.  Özellikle eşinizin lohusalığında bu dönemleri atlatırken çok güçlü olamayacağını düşünerek; endişelerinizi ona belli etmeden ona güzel bir dünya resmi çizmelisiniz. Bu süreçte aslında babalara çok büyük bir görev düşüyor.

Prematüreler günü için mesajımız: Bütün Küçük kahramanları verdiklerini inanılmaz mücadeleden dolayı kutluyor Bu mücadeleden sonra onların bu dünyada herhangi bir şeyi başaramayacaklarına inanmak gerçekten çok güç.

Sağlıklı, yakışıklı ve dünya harikaları oğullarımız ile huzurlu yaşantılarımızda mutluluğumuzu ve başarılarımızı konuştuğumuz keyifli günleri hayal ediyoruz...

Belgin: Katıldığınız için çok teşekkür ederiz. Ben de sizlerle bir paylaşım daha bulunmak istiyorum. 

Önceleri sormuştum kendime “Neden ben? Neden benim bebeğim?” sonra bir yazı okumuştum ilk doğum yaptığım günlerde prematüre bebek üzerine araştırma yaparken... İşte bu yazı neden prematüre bebek annesi olarak seçildiğimin cevabı idi. Bu yazıyı okuduktan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı...

“Tanrı dünyanın üzerinde dolaşarak büyük bir özenle, en küçük ayrıntıyı bile düşünerek insan neslinin devam etmesi için araç olarak kullandığı insanları seçer. İnsanları incelerken de meleklerine büyük deftere not almaları talimatını verir. 

“Armstrong, Beth, oğlan. Koruyucusu Aziz Matthew olsun.
“Forest, Majorie, kız. Koruyucusu Aziz Ceceila olsun.
“Rutledge, Carrie, ikiz. Koruyucusu…. ona Gerard’ı verin. Gerard küfüre alışıktır.”
Sonunda, Meleğine bir isim söyler ve gülümser: ” Bu annenin prematüre bebeği olsun”

Melek meraklanır.
“Peki, Tanrım neden özellikle bu anne? O çok mutlu bir insan”
“İşte tam da bu yüzden” der Tanrı, “Kahkaha atmayı bilmeyen bir anneye prematüre bir bebek verebilir? Çok zalimce olurdu bu.”
“Ama bu annenin sabrı var mı?” diye sorar Melek.
“Çok sabırlı olmasını istemiyorum, yoksa umutsuzluk içerisinde sürekli kendine acır. Şok ve kızgınlığı geçince, bu işin üstesinden gelebilecektir.”

“Bugün onu izledim. Bir annede çok nadiren bulunan ancak bir o kadar da gerekli olan benlik ve bağımsızlık duygusu var onda. Biliyorsunuz, ona vereceğim çocuğun kendine ait bir dünyası olacak. Bu anne de bebeğinin kendisinin dünyasında yaşatmaya çalışacak ki bu da hiç kolay bir iş değil.”

“Ama yüce Tanrım, ben bu kadının size inandığından bile şüpheliyim.”
Tanrı gülümser, “Hiç sorun değil, ben onu hallederim. Bu kadın mükemmel bir aday. Yeterince de bencil.”

Melek şaşırır “Bencillik mi? Bu bir erdem mi?”
Tanrı başını sallar. “Eğer arada sıra kendisini çocuğundan ayıramazsa, asla ayakta duramaz. Evet, işte ben bu kadını beklenmedik bir şekilde gelecek bir çocukla kutsayacağım. O henüz bunun farkında değil ama herkes ona gıpta edecek .”

“Çocuğunun söylediği hiçbir kelimeyi doğal karşılamayacak. Hiçbir aşamayı sıradan bir gelişme olarak görmeyecek. Çocuğu ilk kez “Anne” dediğinde bir mucizeye tanıklık edecek. Gözleri görmeyen çocuğuna bir ağacı ya da gün batımını tarif ederken eserlerimi gerçekten görebilen nadir insanlar gibi görecek ağacı ya da gün batımını.

“Benim gördüklerimi açık ve net şekilde görmesine izin vereceğim- cehalet, zulüm ve önyargıyı- ve bunları aşmasına izin vereceğim. Asla yalnız olmayacak. Hayatının her gününde, her saniye onun yanında olacağım çünkü sanki yanımdaymış gibi benim işimi orada o yapacak.”

“Peki ya bu anneyi hangi aziz koruyacak?” diye sorar Melek not almaya ara verip.
Tanrı gülümser: “Aynada görecektir.”

Biz de Berk ile başardık 820 gramdan, 8 yaşına bugünlere geldik. Tüm hamileliğim boyunca bana moral veren, erken doğum olmasına rağmen desteğini hiç esirgemeyen sevgili doktorum Esra Aksoy Jozwiak'a özel teşekkürlerimi sunmak ve sevgilerimi iletmek istiyorum.

Bu fotoğraflar ise Berk'in 8 yaşındaki sağlıklı, mutlu son hali... Hatta Prematüre Bebek günü için VodART fotoğraf kulubünden  Hande Hanif fotoğraflarımızı çekti.

Dünya Prematüreler Günümüz Kutlu olsun... Sevgiler...

Bu söyleşi yaşanılan deneyimlerden ibarettir, mutlaka konunun uzmanı doktorların tavsiyelerini dikkate almanızı öneririz.

Yorum Yaz

Aşağıdaki formu doldurarak yorum bırakabilirsin. Kişisel bilgilerin başkalarıyla paylaşılmaz.

Yorumun gönderiliyor. Sayfayı kapatmamalısın.
Captcha

Yorumlar

Zeynep aslan
12 Eylül 2018 01:17
Bensde premature ikiz annesiyim 5 gundur sezeryanla dogum yaptim ve bebekler cok erken doğdu 30 haftalik 1200 gr dogdular suanda hastanedeler kuezde solunum cihazina baglilar cigerleri gelismemis doktorlar bir aksilik cikmazsa insallah 2 ay burda kalacarini soyledi premature annesi olmk cok zor

Metin Erkmen
17 Kasım 2016 15:37
Çok tatlılar Allah anne ve babalarına bağışlasın. İnanılmaz bir mucize gerçekten. İnsanın en zor sınavı belkide çocuklarıyla oluyor.