Fotoğraf

Murat Ekşioğlu Fotoğraf Atölyesi Bölüm -2

18 Haziran 2016

652 görüntülenme

Dr.K.Murat Ekşioğlu Oksijen bölüm başkanı. Geçtiğimiz haftalarda yayınladığımız Fotoğraf Atölyesi'nin ikinci bölümüne ve röportajımıza devam ediyoruz. Kaçıranlar için birinci bölümü Vodafone Bizden Size'de bulabilirsiniz.

Belgin: Murat Hocam, atölyede bizlere pozlama üçgeninden bahsetmiştin. Nedir şu Pozlama Üçgeni? Doğru pozlama nasıl yapılır ?

Murat: Pozlama üçgeni, sensörün üzerine düşen ışığı kontrol etmeye yarayan toplam 3 unsurun (Ben musluk diye anlatıyorum.) denge oluşturarak ideal ışık miktarını bulması. Burada 2 önemli konu var. Öncelikle ideal diyoruz ancak bunun deterministik bir kavram olmadığını, sübjektif bir şey olduğunu eklemeliyim. Fotoğraf kişinin kendini ifade etmesidir, o halde o fotoğrafçının gözünün ideali kendine has olmalıdır. Ancak bu noktada genel izleyiciye hoş görünen bir ışık miktarını da şimdilik, ideal olarak değil ama, “genel beğeni” eşiği olarak ifade edebiliriz. İkincisi, ISO, diğer 2 kontrol unsurundan farklıdır. Diğer ikisi yani Perde Hızı ve Diyafram, kendi ekstremlerinde bile fotoğrafa kalite anlamında zarar vermezken (Yani en eksi uçtan en artı uca kadar rahatlıkla kullanılabilir; başka şeyleri etkiler ama kaliteyi değil), ISO, yükseldikçe grenleşmeyi arttırır yani görsel kaliteyi bozar. Bu anlamda ben bu üçgeni, ikibuçukgen olarak nitelemeyi tercih ediyorum

Belgin: ISO Marshall yardımı mı demek? ISO aralığını nasıl ayarlamak lazım? ISO ayarını otomatikte mi bırakalım?

Murat: İlginç benzetme ama haklısın, ISO biraz Marshall yardımı. Sensör çok iyi ise, bu yardım daha düzgün ama ortalama bir sensörse, biraz çürük buğday yardımı gibi... Bence ISO normal koşullar altında 100’de bırakılmalı... Zorunlu kaldıkça, ışık miktarı yetmedikçe ‘mecburen başvurulacak’ bir unsur olarak düşünülmeli. Bazen bazı durumlarda, düşük ışık yüzünden, diyaframın açılması yetmez ve perde hızı da mecburen düşmeye başlar. Ancak bu sefer elle çekimde sallanma potansiyeli yüzünden netlik sorunu başlayabilir, o zaman tabii çekilen fotoğrafların hafif flu olması sorunu ki bunu düzeltme şansı yoktur, o zaman ISO –auto yapılır ve en azından kaliteden ödün verilmesine rağmen, istenmeyen flulaşmanın önüne geçilir. Bazen mecburen, bu kalite düşümü kabul edilir, özellikle an fotoğraflarında. Örnek olarak, gece çektiğim protesto fotoğraflarında bu zorunluluk çok net görülebilir.

Fotoğraf "Murat Ekşioğlu"

Belgin: Ben genelde cep telefonumdan fotoğraf çekiyorum. Kompozisyon önemli mi? Cep telefonundan fotoğraf çekerken de 1/3 kuralına uymalı mıyım?

Murat: Cep telefonunla da çeksen çevreye mutlaka dikkatle bakman lazım. Arka doku çok önemli ve karenin içerisine neler giriyor? Bunlar, neyle çekersen çek, önemli detaylar... Yine devam edersek, mesela plastik pet şişeleri sevmiyorum, karelerde en çok başınıza bela açacak cisim. Basit kurallara dikkat etmeniz lazım. Çok büyük bir gök parçası kadrajda varsa kısaltılmalı, eğer bulutlar yoksa... Yani özetle, kadraj/kompozisyon, her türlü fotoğraf makinesinde de, en ucuzundan en pahalısına kadar, maksimum dikkat edilmesi gereken bir konu.

Belgin: En güzel İstanbul fotoğraflarını ne zaman, hangi mevsimde çekebiliriz? Yaygın ışık en çok ne zaman var?

Murat: Yağmurda ve karda fotoğraf çekmeye dışarı çıkın. Yansımalar ve ışıldamalardan faydalanın. Kumsal fotoğraflarında siyah beyaz çekimler yaparak dokundan yararlanın.Yağmurda acayip güzel görüntüler ortaya çıkıyor. Hava kötü mesela İstanbul’un meşhur lodos fırtınalarında harika kareler yakalabilirsiniz, aklınızda olsun. Bir de bulutlu havalar, yaygın ışığın en güzel olduğu zamanlardır, çok daha homojen yayılmış bir ışığın hakim olduğu kareler çekebiliriz.

Fotoğraf "Murat Ekşioğlu"

Fotoğraf "Murat Ekşioğlu"

Belgin: İstanbul’da fotoğraf çekmek için altın değerindeki yerler nasıl?

Murat: Bence, sokak fotoğrafı anlamında, Süleymaniye ve Yeni Camii civarları. Taksim’de yağmurda tramvaya binip fotoğraf çekilebilir. Genelde kozmopolit ve kalabalık alanlar idealdir. Bir de, ‘hava çok güzel, fotoğraf için harika bir gün’ türü laflar duyuyorum. Fotoğraf her zaman çekilir ve çekilmelidir. 

Fotoğraf "Murat Ekşioğlu"

Belgin: Gözümüzle lens arasında nasıl bir fark var?

Murat: Göz karanlık ve aydınlığı daha net olarak ayırabiliyor. Sensörler henüz bu kadar hassas değiller hala. Bu açıdan gözümüzle hiç rahatsız edici olmayan ‘karanlık ve aydınlık yerlerin kontrast altında bıçak gibi ayrıldığı’ kareler, fotoğrafta rahatsız edici olur. Aşırı kontrast, siyah beyazda daha güzel durur ama renkli de kareyi zorlar. Bu çerçevede pratik olarak, sabah ve akşamüzeri çekimleri daha yaygın ışık sağlamamızı sağlar. Öğlen ışığı aşırı keskindir.

Belgin: Zor durumda olan insanları etik olarak çekmemiz lazım değil mi?

Murat: Evet çekmeyelim... Batıda yaygınlaşan oryantalist bakış açısına benzer bir duruma sokmamamız lazım bu olayları. Batılı fotoğrafçıların bir dönem Afrika fotoğraflarıdır kasteddiğim. Bu çerçevede eğer sosyal bir mesaj verilmiyorsa fakirlikleri göstermek, insanları zor durumda bırakabilecek anlarını çekmek ve bunları yayınlamak, fotoğrafçı etiği açısından uygun değil. 

Vodafone Red Academy - Taksim Murat Ekşioğlu fotoğrafçılığı öğrencilerine anlatırken...

Belgin: Fotoğrafçılara şahsi önerilerin nelerdir?

Murat: Makinelerde, çözünürlükten daha fazla, ISO hassasiyeti bence önemli. Lens kalitesi çok önemli, bunlara dikkat ederek yatırım yapmak lazım. Rakam çılgınlığına bir başka örnek, yüksek kapasiteli kartlar. Tüm çalışmamızı mesela 128GB bir karta bağlamak? Kart arıza verirse, fotoğrafçı çok ciddi üzüntü yaşayabilir. Düşük kapasiteli kartları kullanıp sık sık kart değiştirmek bana daha doğru geliyor. Gövdeyi iyi tanımak çok önemli. Kitapçık okunmalı ve gövdeye alışkanlık olmalı, refleks haline gelmeli. Deklanşöre basımı hareketsizliği çok önemli; sabit bir yere yaslanmak, oturmak ya da makineyi sabit bir cismin üzerine koyarak çekim çözüm olabilir. Kadrajı sonradan kurtarmak imkansız: biraz geniş kadraj ile çekim yapılmalı. Sağa-Sola hareket ile kompozisyon ve kadraj değiştirmek önemli. Çekmeden veya deneme çekimi sonrası, kadrajın her yerini incelemek iyi olacaktır. Portrelerde göze odak, gözde netlik olmalı. 

Fotoğraf "Murat Ekşioğlu"

Belgin: Güne göre lens mi seçeçmiz lazım ? Lens değiştirirken nelere dikkat etmeliyiz?

Murat: Lens değiştirirken makinayı off’a getirmek önemli.Olabildiğince sensörü korumak lazım. Sahada pek lens değiştirmemek lazım. Güne göre lens seçmek bireysel bir karardır ama iyi bir disiplindir.

Belgin: Kompozisyonda asla kurtaramayacağımız iki şey nedir ?

Murat: Birincisi ; kadraj dar ise kurtarma şansınız yok. Sıkışık kadraj çekmeyin. İkincisi ise titreyen şeyi kurtarma şansınız yok.

Belgin: Fotoğraf sanat mıdır?

Murat: Fotoğraf başkaların göremediği açılardan senin fotoğraf çekmeni sağlar. Amatör fotoğrafçılık çerçevesinde kendimizi geliştirmeye çalışırken, kategorik veya kuramsal tartışmalara takılmamak lazım.

Makedonya, Sırbistan, Karadağ'da gerçekleşen GRAND M.S.M. CIRCUIT 2016 yarışmasında Fotoğraf Gezginleri Türkiye'yi başarıyla temsil etti.Murat Hoca'nın ekteki fotoğrafları ödül aldı.

Belgin: Portre fotoğrafı çekerken neye dikkat etmemiz gerekir ?

Murat: Basit olarak, model ile konuşmak , karşındakini rahatlatmak. Biraz sohbet, yapay poz verme kasılmasını engellemeye yardımcı olur. Bakışların doğrudan alındığı anlarda, kapalı gözleri 1-2-3 şekliden bir anda açarak çekmek, daha az kasılmış portre almanızı sağlayabilir. Gözlüklü kişilerin portre çekimlerinde çevreden ışık yansımaları görünebilir, çok dikkatli kontrol etmek lazım.

Belgin:Tripod ve Monopod kullanımı için görüşlerini alabilir miyiz ? Nerede kullanalım?

Murat: Tripod, akşam çekimleri ve alan derinliği çok geniş manzara, perspektif çekimlerinde, bir de makro, portre, stüdyo çekimlerinde işe yarar. Sokak çekimlerinde tripod sorun yaratabilir, profesyonel çekim olarak algılanıyor güvenlik sorumluları tarafından. Monopod kullanımı bu sorunu aşmamıza yardımcı olabilir.

Belgin: Yaşadığın şehri tanımak istiyorsan fotoğraf çek demiştin , bize bu konudaki deneyimlerini anlatabilir misin?

Murat: Üniversite zamanlarımdan beri İstanbul’u mesela yürüyerek uzun uzun geziyorum ve fotoğraflıyorum. Bazen sırt çantamla tüm gün dolaştığım oluyor, hala bilmediğim o kadar çok yeri var ki... Her yeri belki sanatsal/estetik olabilecek görüntü vermese de, sokak fotoğrafı anlamında, insan olan her yerde her zaman malzememiz vardır... Mesela, 3. köprü yüzünden şimdi çok meşhur olan yer, Garipçe köyü, hakikaten ismi üzerinde bir İstanbul köyü aslında...

Fotoğraf "Murat Ekşioğlu"

Garipçe köyünden 3. Köprü , fotoğraf "Murat Ekşioğlu"

Garipçe köyünde evler...fotoğraf "Murat Ekşioğlu

İstanbul’un ayrılmaz parçası martıların aslında ilginç görüntülerinden bir sahne...Fotoğraf "Murat Ekşioğlu"

Belgin: Vodaart Fotoğraf Kulubü hakkında bize bilgi verebilir misin?

Murat: VodaArt ismini verdiğimiz bir grup. Facebook üzerinden iletişim kuran 120 civarı Vodafone çalışanı. Bir amantör grubun ne yapması gerekiyorsa onun peşinde aslında. İç eğitimler, geziler, fotoğrafla ilgili pek çok şey. İş arkadaşlarımızla, iş dışı zamanlarda, ortak hobimizi paylaşıyoruz.

Kapalıçaarşının hanlarından ZincirliHan iç avlusu... Fotoğraf "Murat Ekşioğlu"

Belgin: Fotoğraf ile ilgili kitap önerilerini alailir miyiz?

Murat: Kuramsal anlamda, John Berger, Susan Sontag. Pratik anlamda, Özer Kanburoğlu, Scott Kelby. Teorik çerçevede de Sabit Kalfagil, David Prakel, Michael Freeman kitaplarını tavsiye ederim.

Fotoğraf "Murat Ekşioğlu"

Belgin: Özellikle ara sokakları çekerken müzik dinlerim demiştin, hangi tür müzikleri dinliyorsun?

Murat: Kendimi daha fazla soyutlamak için dinliyorum. Genelde klasik rock diyebilirim.

Belgin: Son olarak senin için fotoğraf ne ifade ediyor ve fotoğrafa gönül vermiş kişilere tavsiyelerin nelerdir?

Murat: Fotoğraf benim dünyaya olan gözüm, bakış açım, algım, yorumlamam, bir açıdan nefes almam... Benim için çok değerli bir tutku, bir hobiden de öte.

Niye “ben ve fotoğraf” dersek  gençlik yıllarıma dönmem gerekir. Kendimi geliştirmem konusunda beni destekleyen, beni yönlendirmeye çalışan sevgili ablamın bana hediye olarak aldığı Zenit makinayla başlayan fotoğraf maceram, lise yıllarımda, gençlik partilerinde fotoğraf çekip, çektiğim fotoğrafları satıp kendime harçlık çıkarmamla başlamıştı. Benim için başka bir anlamı yoktu o zamanlar. Üniversite hayatımda ise, İstanbul’u neredeyse sokak sokak dolaşıp fotoğraflar çekmeye başladım.  Hiç görmediğim şeyler, tanımadığım insanların hayat parçalarından “an”lar keşfettiğim anda fotoğraf çekmek benim için farklı bir anlam kazandı. Hatırlarım, kendimi vizörün arkasından dünyayı seyreden birisi gibi hissederdim.

O yıllarımda yaşadığım şehri tanımanın, anlamanın yanı sıra yaşayan devasa dünyanın küçücük parçaları olarak aslında kendi günlük dünyamızda ne kadar izole yaşadığımızı da görebilmemi sağladığını düşünüyorum fotoğraf çekmemin. Kendi dünyamın dışında, insanların da dünyaları vardı ve yaşıyorlardı bir şekilde, her gün. Fotoğraf ile belki de bu “an”ların çok az bir kısmını görebiliyoruz ama bu fotoğrafları kağıda döksek de, o zamanki teknoljide baskı filmlerinde kalsa da aslında çektiğim enstantenelerin hepsi beynime kazınmıştı.

Fotoğrafa ilginizi lütfen devam ettirin. Bu çok guzel hobide ilerleme ancak uğraşınca, zaman ayırınca olur, ipin ucunu bırakmayin derim.

Belgin: Murat Hoca’ya verdiği bilgiler ve  fotoğraflar için teşekkür ediyoruz.

Instagram’da whatisee.photo,web'de https://www.facebook.com/whatisee.kme/ (whatisee) adreslerinden kendisini takip edebilir,diğer fotoğraflarına da ulaşabilirsiniz.

Sevgilerimizle 

Yorum Yaz

Aşağıdaki formu doldurarak yorum bırakabilirsin. Kişisel bilgilerin başkalarıyla paylaşılmaz.

Yorumun gönderiliyor. Sayfayı kapatmamalısın.
Captcha

Yorumlar

Hiçbir yorum bulunmamaktadır