Teoman'la #Açıkhavadayız

29 Haziran 2016

339 görüntülenme

Nemli bir yaz akşamı.. Vali Konağı caddesinden Maçka Parkı’na inen merdivenleri hızlı hızlı iniyorum. Sözlestiğim kız arkadaşımı pek de geciktirmek istemiyorum. Zira Teoman’ın sahneye çıkmasına yalnızca dakikalar kaldı. Teoman, Vodafone sponsoru olduğu Vodafone Red Harbiye Açıkhava Konserleri’nin bu akşamki ismi. Aşağıdan girişe doğru yöneldiğimde görevli Cemal Reşit Bey Konser Salonu’nun ordan sağa dönerek yukarıdaki girişleri kullanmamı rica ediyor. Yaklaşık bir beş dakika daha bu sefer yukarı tırmanmaya başlıyorum ve sonunda Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nın o büyük seyirlik terasının orada kız arkadaşımla buluşuyorum. Biraz gecikmiş olmalıyım, çünkü Teoman’ın akustik solo performansını duymaya başlıyoruz. Hızlı bir şekilde içeri geçtikten sonra sahne sağımızda kalacak şekilde Teoman’ı dinlemeye başlıyoruz.

Saat dokuz otuzu henüz geçmiş, amfi tiyatro hınca hınc insan dolu. Güzel bir konser bizi bekliyor, ve sonunda konsere yetişebilmenin huzuru ile koltuğuma yaslanıyorum..

 

İstanbul’da Sonbahar ile başlıyor konser. Aslında bir düet oluyor bu şarkı. Teoman akustik gitarı ile eşlik ediyor ve bütün dinleyiciler tek bir ağızdan söyledi şarkıyı. Bir sanatçı için çok güzel bir his olsa gerek hafızalara kazınan eserlere imza atmak. Akustik performanstan sonra 4 gitar, 1 baterist ve 1 kemandan oluşan grubunu sahneye davet ediyor ve konser hareketlenmeye başlıyor.

 

 

Müziği bıraktığını söyledikten sonra hayranları tarafından geri dönmesi çok beklenen sanatçının dönüş sonrası çıkardığı ilk albüm olan “Eski bir Rüya Uğruna” albümünün ilk parçası Serseri’ye geçiyor.

 

Aynaya bakmam

Kendimi bilmem

Hayat acıtınca

Dünyayı sevmem

Ne yazık ki tek tabanca

Serseri doğdum

Serseri ölcem

 

"Renki Rüyalar Oteli" sanırım en beğendiğim parçalarından biri. Bu yazıyı yazarken arka fonda açtım bu parçayı dinliyorum ama bu parçanın üzerinden 10 sene geçmesine de oldukça şaşırıyorum. Zaman gerçekten hızlı geçiyor.

 

"Duş" parçasına geçiyor Teoman. Sahne de şahsına münhasır rahatlığı, yürüyüşü, mikrofonla olan ilişkisi ve spontane iniş-çıkışları güzel bir performans çiziyor.

 

bu aşk
bizi nereye kadar savurursa
o kadar acıtacak canımızı
ama olsun
daldır elini göğsüme 
al kalbimi 
bul damarımı, bas ilacı
dindir acımı
çok mutluyum şu anda
ellerim vücudunda
umurumda değil artık dünya

 

"Limanında" şarkısına geçiyorlar ve Melisa Uzunarslan’ın kemal solosuna bırakıyoruz kendimizi.

 

bagajsızım, sadece birkaç kıyafet

kahvaltım çayla simit

benim hikâyem neydi, unuttum

elimde yaralar, biraz da cüret

bırak artık dünyayı

zarları hileli

yorgunsun

yüzünden belli..

 

Keman solosuna sıradaki parçayla Toygun Sözen saksafonu ile dahil oluyor. Oldum olası hastasıyım şu Saksafon sesinin! Dahil olduğu müziği farklı bir seviyeye taşıyor. Toygun Sözen’in de yorumu ve sahne performansı ile de “Bugün” parçası ayrı bir keyif veriyor.

 

Bugün sözlükler kusuyorum 
cümleler kuramazken dün 

Bugün deniz döktüm kendimi 
ucuza gitmeyeyim diye Bugün 

sıyrıldım rollerimden mutluyum. 
çünkü artık yokum Bugün 

boğulurdum her sağanakta 
yüzmeyi öğrenmişim sanki Bugün 

Çoban yıldızı beni her zaman duygulandıran bir parça. Bunun en büyük sebebi klipte elinde silahla hayatta kalmak için savaşan bir askeri canlandıran oyuncu Deniz Gönenç Sümer’in hayatını kaybetmesi var. Ayrıntılarına bu yazıda girmeyeceğim ama dinlerken gözlerimin dolmasına, tüylerim diken diken olmasına sebep olan bir parça “Çoban Yıldızı”.

 

Yüzme bilmeden

Daha deniz görmeden

Hiç güneşte yanmadan

Şimdi ölmek istemem

Bir kalbi sarmadan

 

Aşkı tatmadan daha

Onla sarhoş olmadan

Hiç sevişmeden daha

Şimdi ölmek istemem

Daha hiç gülmeden

Çoban yıldızı

Sen benle kaal

Çoban yıldızı

Hep benle kal

Zamanın varsa

 

Rüzgargülü ile hareketleniyoruz. “Gemiler” parçasına geçtikten sonra Teoman sahneyi amfiye bırakıyor ve tam 4 kere aşağıdaki nakaratı haykırıyor yaklaşık 3 bin kişi:

 

Sen geçerken sahilden sessizce

Gemiler kalkar yüreğimden gizlice...

 

Gitarist dizleri üzerinde devam ederken solosuna, spot ışıkları bir platformun üzerinde duran Melisa Uzunarslan’a yöneliyor ve soloyu o devralıyor.

 

“Zamparanın Ölümü” sıradaki parça! Toygun Sözen bu sefer klarneti ile sahnede. Teoman’ın ise aşağıdaki dizeleri söylerken gerçekleştirdiği performansı ise gerçekten sarhoş bir adam ve bir polis memurunun konuşmasını andırıyor.

 

Eyvah polis amcalar her yerde galiba yan bastım 
Hiç üfletme memur abi nefesim 95 oktan 
Valla patlarız alimallah yanımda kibrit çaksan 
Sen sormadan ben söyleyeyim 
Ne ehliyet ne ruhsat ne de sigortam var 
Sadece bu meymenetsiz surat 
Sağ olsun memur abi anlayışlı çıktı 
Üzüldü halime hadi git dedi sakın sürme hızlı 
Gözüm kapalı bile giderim ben bu yollarda 
Eh bir de yavaş kullanmak ayıp olur içtiğim onca şaraba 
Bas gaza! 
Düşünme! 
Kim anlamış ki sen anlayasın böyle?

 

Yaklaşık 15 dakikalık bir aradan sonra Teoman’ın sahneye dönmesini beklerken sahneye bir duo çıkıyor. “Kapkara bulut fırtına koparacakmış..”  şeklinde sözleri olan bir parça seslendiriyorlar. Dikkatimi çeken vokalden ziyade diğer sanatçının elindeki enstrümanla çıkardığı ses oldu. Bacaklarının arasına sıkıştırdığı testere genişliğinde metal plakayı titreterek soprano sesi çıkarıyordu. Bu arada grubun adını internetten bulmaya çalıştımsa da bulamadım. Ardından sahneye perküsyon, mini bir gitar ve viyola ile "Yavru" grubu çıktı. Yavru grubu performanslarına “Ağustos Böceği şarkısı” ile devam etti. Yaz akşamı bir kamp ateşinin etrafında çember oluşturmuş otururken dinlediğiniz tınıda parçaları.

Teoman tekrar sahneye çıkıyor ve davet ettiği amatör müzisyenlerden bahsediyor biraz. Genellikle küçük mekanlarda çalan bu tür müzisyenler için Harbiye Açıkhava Tiyatrosu gibi binlerce kişilik alanlarda bu isimleri tanıtması hem dinleyiciler için alternatif grupları tanımak adına hem de bu tür gruplar için daha geniş kitlelere erişebilmek adına güzel bir fırsat. Teoman, daha sonra başından geçen bir anıyı paylaşıyor. Youtube’dan bir parça dinliyor ve menajerinden bu müzisyeni bulmasını rica ediyor. Potansiyeline çok inandığı bu isim ise Güney Marlen. Onu da daha sonra daha geniş kitlelerin tanıması adına bu konserine davet ediyor. Güney Marlen sahneye çıkıyor ve gitarıyla “Yangın Anında İlk Kurtarılacak Şey” parçasını çalmaya başlıyor:

 

Sus artık, sus artık

Başım çatlıyor gülmemekten

Biz bizi kaybettik ya zaten.

Susardık, susardık

Küçük kavgaları büyütürken

Sen beni severdin eskiden.

 

İkinci şarkısı ise Güney Marlen’in “Kaldırımları İşgal Eden Arabalar” parçası. Eğer şöyle bir müzik türü varsa sanırım bu parçanın tarzına akustik rap derdim! Teoman da sonrasında parçaya dahil oluyor ve ikili güzel bir düet yapıyor. Şarkıda geçen “Yavuz ve Çetin bu oyuncak dünya” dizesi ise güzel bir selam olmuş genç yaşta hayatını kaybetmiş müzisyene.

 

Kaldırımları işgal eder belki bütün arabalar
Oysa onları devirecek bir gün bütün bu yayalar
Kuşların seslerini bastırmaya çalışır tüm bu kornalar
Oysa kuşların onlara yukarıdan bırakılan sürprizleri var

 

Teoman’ın 2011 tarihli “Aşk ve Gurur” adlı albümündeki “Bana Öyle Bakma” parçasına geçiyorlar. O kadar anlamlı ve güzel sözler ki.. Teoman ve Melisa Uzunarslan’ın yorumu ile hüzünleniyoruz.

 

Benim ilk kez dinlediğim başka bir isim çıkıyor sahneye. "Kalben"!  Nacizane düşüncem harika bir sesi olduğu Kalben Sağdıç'ın. Sahnedeki hareketleri izlettiriyor kendisini. Üç parça seslendiriyor sırasıyla. “Taşikardi”, “Sadece” ve "Saçlar"..

 

“Taşikardi”

 

Yaşamak güzel

Bildiğin gibi

Hiçbir şey değişmedi

Gittiğinden beri

 

Halılar yerde

Lambalar eski

Aynalar bomboş

Ayaklar yalnız

 

Bağır çağır ağlıyor üst komşunun kızı

Altında çırılçıplak gülen

Biz değil miyiz artık?..

 

“Sadece”

 

Hicbir sey istemedim,
Ne yatak ne oda
Ne de ev
Sen de birak her seyi
Sadece beni sev.

 

“Saçlar”

 

Ben olsam bakmam bana
Bi' çorba bile yapmam bana
Tüm bunları sen öğrettin bana
Sevgilim

 

Şunu biliyorum ki artık bir “Kalben” dinleyicisiyim!

 

Teoman tekrar sahneye dönüyor ve konuk sanatçılara bu şekilde veda etmiş oluyoruz. Eski şarkılarından devam ediyor ve saygı duruşu için ayağa kalkmamızı rica ediyor. Başta pek anlam veremesek de şaka yaptığını ve  “Gönülçelen” şarkısını oturarak değil de onunla tempo tutarak eşlik etmemizi istediğinden bizi ayağa kaldırdığını çok geçmeden anlıyoruz.

Tüm amfi alkışlarıyla tempo tutunca Teoman çalmayı bırakıyor ve “Böyle güzel oluyormuş” dedikten sonra yalnızca tempoya göre söylemeye başlıyor. Oldukça eğlenceli bir andı doğrusu. Ardından “Paramparça” ve “Nap’im Tabiatım Böyle”, “Aşk Kırıntıları” ve “Sevdim Seni Bir Kere” parçalarını yorumluyor. Toygun Sözen saksafonu ile tekrar sahneye çıkıyor ve tek kelime ile mest ediyor dinleyeni. Toygun Sözen’i Melisa Uzunaraslan takip ediyor ve keman ile devam ediyor solo performans. “Kupa Kızı Sinek Valesi” ve “Tek Başına Dans” parçalarını yine solo performanslar izliyor. Melisa Uzunarslan platformundan inip solo atan elektrogitaristin gözünü kapatıyor ve küçük bir sahne şovu izliyoruz. Derken konfetiler patlıyor ve tüm amfi tiyatro ışıl ışıl parlamaya başlıyor. Etkileyici bir son hazırlamışlar konser için!

Konser sonrası grup sahneden inince gelen klasik ısrar alkışından sonra Teoman ve grubu tekrar sahneye geliyor ve “Yağmur” parçası ile dinleyenlerine veda ediyor.

 

Oysa ki özgürlüğü seçmek

Başka vücutlar sevmek

Bir şehri tam kalbinden

Beyninden

Vurup gitmek

 

Konser bittiğinde saatlerimiz 12’yi biraz geçmişti. Hem tanıttığı isimler, hem performansı hem de dinleyicilerle arasındaki bağı ile Teoman’ı çok güzel bir yaz akşamı Harbiye Açıkhava’da dinlemek çok iyi gelmişti.

 

Başka bir Vodafone Red Harbiye Açıkhava Konserleri'nde görüşmek üzere esen kalın!

 

Salih Yanıkgönül

 

Yorum Yaz

Aşağıdaki formu doldurarak yorum bırakabilirsin. Kişisel bilgilerin başkalarıyla paylaşılmaz.

Yorumun gönderiliyor. Sayfayı kapatmamalısın.
Captcha

Yorumlar

Hiçbir yorum bulunmamaktadır