İki Kadeh Şarap ve Aşk Üzerine Aforizmalar

11 Ağustos 2017

43 görüntülenme

Geçenlerde bir yerde okudum: “Bizler bu dünyaya düşünmek için  gönderildik.”

Aslında ilk okuduğumda, “Oh be!” dedim büyük rahatlıkla ve içimde dayanılmaz bir enerjiyle kocaman bir gülümseme fırlattım odanın tam ortasına. Ben neden sürekli kendime yükleniyorum ki o zaman? Çok düşünmekten başım ağrıyor, uykusuz kalıyorum bazen evet ama baksanıza, meğerse zaten düşünmek için yaşıyormuşuz!”

Ne kadar kolay inanmak.

Peki doğru olduğunu düşündüğümüz şey ona inandığımız için mi doğrudur yoksa doğru olduğu için mi inanırız?

“İnsanların en çok inandıkları  şeyler, en az anladıklarıdır.” Montaigne

Bu akşamımı sevgi, aşk ve inandıklarımız üzerine düşünerek geçireceğim dostlarım. Baştan itiraf etmem gerekiyor ki çok sıkılacaksınız. Bir sonuca bağlamamı bekleyeceksiniz, baktınız gelmeyecek o beklenen son, o zaman daha da çok sıkılacaksınız. O sebeptendir ki yalnız bırakın bu akşam beni dostlarım. Bir fincan kahve, yok yok bir kadeh kırmızı şarabımı alayım yanıma, eskiden çok dinlediğim plaklardan favori şarkılarımı asırlar sonra yeniden açayım ve kaybolayım denizlerde. Islansın saçlarım, rüzgar değsin saçlarıma  ve üşüyeyim dostlarım. Hayalkırıklıklarım da olsun o denizde, sevinç göz yaşlarım da. Ah! Az kalsın unutuyordum küçüklük anılarımı. Babamın beni omzunda gezdirdiği o güneşli günü de sığdırabilir miyim denize dostlarım?

Yalnız kalayım bu akşam dostlarım, size anlatacak renkli, mutlu hikayelerim yok bu akşam. Sıkmak istemem canınızı.

Demek buradasınız dostlarım. Pekala…

Evet, ne diyordum? Eskiden hiç unutmazdım hikayelerimde nerede kaldığımı bilir misiniz? Gözlerimden anlardınız heyecanımı. Daha bir cümlemi tamamlamadan diğer cümleler sıralanıverdirdi aklımda. Hiç duraksamadan, her önemli ayrıntıyı vurgulayarak – asıl güzellik ayrıntılardadır dostlarım – sindirerek anlatırdım hikayelerimi. Ama zaman ne acımasız bir gölge öyle dostlarım. Her anında hissettiğin ama karanlıkta kaybolan ne sinsi bir gölge. Alıp götürüyor tüm renkleri.

“Kafesin biri kuş aramaya çıkmış” Franz Kafka

Bir kafesi kafes yapan içindeki kuş mudur? İçinde kuş olmayan bir kafes, varlığını anlamlandırmak için çıkar ancak kuş aramaya. Oysa ki kuşkusuz boş bir kafes de kafes olarak tanımlanabilir.

Ben 9 Haziran 1942 yılında aşık oldum dostlarım. Bir kafes geldi ve ben bir kuş idim. Ben mi kafestim yoksa? Hatırlayamıyorum dostlarım.

Dedim ya, zaman öyle bir gölge ki hiç bir renk kalmıyor geriye. Ama ne demişti Kafka? Ama bütün dumanların altında ateş vardır. Ben kuş muydum kafes miydim bilmem ama ateşi hissettim dostlarım. İnsanlar hep dumanı gördü, korktu, kaçtı. Ben ateşi gördüm dostlarım. Ateşin tüm sıcaklığını tenimde, her hücremde hissettim. Hiç kaçmadım dostlarım. Ateşi hissettiğim o zamanlarda, çok gençtim dostlarım. Saçlarımla oynardım konuşurken, tırnaklarımı boyardım kırmızıya. Eğer keyifliysem dudaklarıma bile kırmızı boyalar sürerdim. Bilirdim severdi kırmızı dudaklarımı. Ben konuşurken hep dudaklarıma bakardı.

Başladınız değil mi sıkılmaya? Kaçırmayın gözlerinizi, görüyorum hepinizi. Fısıldaşmalar başladı, dinler gibi bakan gözlerde dikkatler başka yerde belki de. Ama kızmam ki size dostlarım. İzin verin biraz dinleneyim. Ben başka bir plak takarken biriniz bana bir kadeh daha şarap koyabilir mi dostlarım? Bu akşam neden bilmem şarap istiyor canım. Ama en sevdiğimden. Kırmızı.

Nereye gittiniz dostlarım? Yeni şarkılar açtım, durun gitmeyin! Söz bu sefer daha farklı şeyler anlatacağım. İçinde pembeler morlar olacak bu sefer. Gitmeyin dostlarım!

Odanın ortasına fırlattığım o koca gülümsemeyi hatırladınız mı dostlarım? Gözümün önünde eriyiveriyor şimdi…

Ben çok inandım dostlarım. O 9 Eylül akşamı bana bakan o bir çift gözü hiç unutmadım. İnandığım şey bir daha birbirimizi kesinlikle göreceğimizden emin olmamdı. Ama doğru olanın, gerçek olanın bu olacağına hiç inanmamıştım dostlarım. Karışık oldu böyle deyince değil mi? Uzun yıllar sonra iki kadeh dahi olsa etkiliyor dostlarım, bu akşamlık mazur görün beni. Sadece konuşmak istiyorum bugün. Düşünmek. Yaşamak.

Bazen gözlerimi gökyüzüne dikip saatlerce bakıyorum bulutlara dostlarım. Delilik mi bu? Güneş’in batışını izlemeyi, rüzgarı saçlarımda hissetmeyi, deniz kokusunu, çimlere çıplak ayakla basmayı, buz gibi az şekerli bol naneli anneannem limonatasını, şarkı sölemeyi, dans etmeyi, hüngür hüngür ağlamayı, sıkı sıkı sarılmayı, renkli renkli balonları seviyorum ben. Tüm bunlar için yaşlandım mı artık dostlarım? Böyle şeyler için de belli bir zaman var mıdır? Evet, belki dans edemem eskisi gibi ya da sesim artık çatallaşmıştır kötü çıkar ama hala sıkı sıkı sarılabilirim. Hala sevginin gücüne o kadar çok inanırım ki dostlarım. Çok güçlüdür sevgi.

Yine sıktım mı sizi?

92 yaşına gelmiş yaşlı bir kadın için en güzel şey nedir bilir misiniz dostlarım? İstediğiniz kadar saçmalayabilirsiniz. “Yaşlandı artık iyice, hoş görmek lazım.” der ve unutur herkes.

Oysa yaşlanan bedenlerdir dostlarım. Benim ruhum hala 9 Haziran’da. Ne güzel bir danstı o öyle dostlarım. Kafka’dan bahsetmiş miydim size?

Ben ateşi hissettim dostlarım. İnsanlar hep dumanı gördü, korktu, kaçtı. Ben ateşi gördüm dostlarım. Ateşin tüm sıcaklığını tenimde, her hücremde hissettim.

Müsaadenizle ben birazcık dinlenebilir miyim dostlarım? Bu şarkı beni biraz hüzünlendiriyor. Konuşmadan sadece dinlemek istiyorum. Şu pencereyi açsam olur mu? Rüzgar değsin saçlarıma istiyorum. Biraz üşümek istiyorum. Ama üstüme bir şey örtmeyin olur mu dostlarım?

♪ ♪ ---- Comptine d’un autre été- Yann Tiersen ---- ♪ ♪                            

Yorum Yaz

Aşağıdaki formu doldurarak yorum bırakabilirsin. Kişisel bilgilerin başkalarıyla paylaşılmaz.

Yorumun gönderiliyor. Sayfayı kapatmamalısın.
Captcha

Yorumlar

Hiçbir yorum bulunmamaktadır