Sosyal sorumluluk

Huzur evi mi, huzursuz ev mi ?

14 Haziran 2016

190 görüntülenme

Huzur evi mi, huzursuz ev mi ?

Üyesi olduğum bir STK (Sivil Toplum Kuruluşları) toplantısında, Aralık ayında yeni yıl eğlencesi yapalım diye konuşuluyordu. Ben de “biz hep eğlenmeye gidiyoruz zaten, gidemeyenlere biz gidelim” dedim. Konu buradan açılınca da, fikir hemen olgunlaştı. KASEV Huzurevi’ ne ziyarete gideceğiz. Organizasyon işini de ben üstlendim.

KASEV Huzurevi, Tuzla’ da kocaman bir kampüs. Ben daha önceden ne ismini duydum ne de gördüm. Organizasyon kısmı başa düşünce birazcık sordum, soruşturdum. Bu huzurevinde kalanların öğretmen olduğunu öğrendim. Bunlar sadece duyduklarım, internette pek bilgi bulamadım. Huzurevinde kalan konukların sayısını öğrendim.

Yer ve kişi sayısını öğrendikten sonra sıra geldi “Yeni Yıla Hoş Geldin Partisi” ni hazırlamaya. İkramlar ve müzik lazım. Huzurevi müdürüyle görüşmemiz neticesinde, eğlencenin ancak 20:00 gibi başlayabileceğini öğrendim. Akşam yemeği yenilecek, sonra isteyen gidip uyuyacak, isteyen de eğlenceye katılacak.

Eğlence saat 20:00’ den sonra olacağı için, kurupasta, kuruyemiş ve içeceklerle ikram kısmını halledebileceğimi düşündüm. İkramlar için de sponsor aramaya koyuldum.

Benim en sevdiğim hobim off road. Bu hobi sayesinde çok güzel dostlar edindim. bu camiadan Hasan Koca isimli bir arkadaşım Özdilek Pastanesi’ ni işletiyor. Aklıma ilk önce Hasan geldi. Hemencecik aradım ve durumdan bahsettim. Konuklarla birlikte 150 kişilik kurupastaya ihtiyacım olduğunu söyledim. Özdilek Pastanesi’ nin böyle bir etkinliğe seve seve destek olacağını söyleyerek, huzurevinin adres bilgisini aldı. Etkinlik günü taze taze fırından yeni çıkmış, enfes kurupastalar, Özdilek Pastanesi’ ni tarafından huzurevine teslim edildi.

İçecek kısmını da Çamlıca Gazoz üstlendi. Çamlıca Gazoz, off road yarışlarının vazgeçilmez markası. Kasası buz ve gazoz dolu olan 4x4 araçları tüm yarışlarda insanları nefis gazozlarıyla serinletiyor. Çamlıca Gazoz’ dan Ömer Bey ile görüşüp durumu anlattım. Ömer Bey, destek olacağını söyleyerek etkinlik gününden önce gazozları huzurevine teslim etti.

Kuruyemiş işini de Peyman çözdü. Bir arkadaşım sayesinde Peyman’ dan ilgili kişinin iletişim bilgilerine ulaşıp firma ile görüştüm. Onlar da sağ olsun, tazecik, nefis kuruyemişlerini huzuevine ulaştırdılar.

Özdilek Pastanesi, Çamlıca Gazoz ve Peyman sayesinde ikram işi çözülmüş oldu. Sıra geldi müzik kısmına. Müzik grubu için bir çok kişi ve organizatörle konuştum. Hepsi çok yüksek fiyat istediler :( Çoğunluğu da huzurevinin uzak bir yerde olduğu için geri çevirdi. Bu konuya acayip çok üzülmeme rağmen başka çözümler bulmaya çalıştım. Baktım müzik grubu olmayacak ben de müzik Cd’ si hazırlayayım. En kötü ihtimal bilgisayarı kolonlara bağlar öyle müzik yaparız dedim.

Fakat sonradan çok sürpriz bir gelime oldu. Kulübümüzün, harika gelini Filiz ablam müzik işini çözdü. Suadiye Gönüllüleri Türk Sanat Müziği Gurubu, gece için harika bir repertuar hazırlamış. Filiz ablam, grubu organize edip, bir minibüs kiralayıp, bu eşsiz, müzisyen, insanların huzurevine ulaşmasını sağlamış. Ben müzik kısmına hiç karışmadım, hepsini Filiz ablam organize etti. Ve ben böyle bir şeyi hayal bile edemezdim. O kadar harika insanlar geldi ve şarkılar söylediler ki, kalbim şükranla doldu.

Evet, ikram ve eğlence işi tamamlandı ve gün gelip çattı. İş çıkışı heyecandan kıpır kıpır bir halde yola koyulup huzurevine vardım. Erken gidip salonu hazırlamak, her şey hazır mı diye kontrol etmek ve de huzurevi sakinlerini yemek salonunun kapısında tek tek karşılamak istedim.

Huzurevi’ ne vardığımda müdür bey ile tanıştım. Beni çok sıcak bir şekilde karşıladılar. Sonra birlikte yemek salonuna indik. Esas sürpriz o zaman oldu. Çalışanlar tarafından salon süslenmiş ve partiye hazır hale gelmiş. Çok şaşırdım ve mutlu oldum. Sonra da o akşam bize yardımcı olacak çalışanlarla tanıştım.

Huzurevi çalışanlarıyla birlikte kurupasta ve kuruyemişleri tabaklara koyup masalara servis yaptık. Yanlarına da gazozları servis ettik. Özdilek Pastanesi, Çamlıca Gazoz ve Peyman o kadar çok ikram göndermiş ki, herkese birer tabak yapmamıza rağmen, yarısı arttı ve sonrasında servis edilmek üzere mutfakta kaldı.

Masalara ikramları servis ettikten sonra çalışanlarla sohbet ediyorduk ki, huzurevi sakinleri birer birer gelmeye başladılar. Dediğim gibi, onları asansörün kapısında karşılayıp, gerek ellerinden tutarak, gerek kollarına girerek masalarına kadar eşlik ettim.

Daha önce hiç huzurevine gitmemiştim. Sokakta yaşayan çocukların barındığı evlere, kimsesiz çocuk yurtlarına çok gittim ama huzurevi ilk oldu. Oradaki ortam beni darma duman etti. İnsanların yüzlerinde kabullenmişlik, huzur, sevgi, neşe, hayalkırıklığı vs, beni alt üst etti. Her yüzde farklı bir duygu var.

Benim bildiğim huzurevleri, anahaberlerde gördüğüm, dayak yiyen yaşlılar. Bir de Mahsun Kırmızıgül’ ün bir filmi var; Beyaz Melek. Benim için huzurevi; evlatları tarafından istenmeyip, terkedilen veya kimseleri olmayan yaşlıların sığındığı yerdi. Çok acı ve mutsuz bir tablo gelirdi gözlerimin önüne, öncesinde. Fakat KASEV’ de insanlarla tanışınca aslında öyle olmadığını farkettim.

Salona ilk gelen hanım, 75 – 80 yaşlarında bir hanımdı. Asansörden alıp masaya kadar elinden tutup geldim. Elimi tutarken bana verdiği enerji beni inanılmaz mutlu etti. Rahmetli babannem geldi aklıma ve onu ne kadar özlediğim. Hanımın ismini hatırlamıyorum L (isim hafızam çok kötü, hatta yok). Bu narin hanımla sohbete koyulunca, hayatta yalnız kaldığını öğrendim. Hiç evlenmemiş, çocuğu yok, aile fertlerinin hepsi vefat etmiş. Caddebostan’ da bir evi varmış. Kentsel dönüşüm sebebiyle yıkılmış, o da eve çıkmak yerine huzurevine gelmiş. Orada çok mutlu çünkü onun gibi çok fazla insan var. Onlarla sohbet edip bir şeyler paylaşabiliyor. Evin inşatı bittikten sonra taşınacak mısın diye sordum. “Benim kimsem yok, çlürsem kimse farketmez. O yüzden burada kalacağım” dedi. Yalnız ölmekten korkuyor. Oraya geldikten sonra daha iyi hissetmiş kendini ve mutlu.

Sonra takım elbiseli bir bey geldi. Bir görseniz şaşarsınız. İki dirhem bir çekirdek giyinmiş, mis gibi kokular sürünmüş. Başında güzel bir şapka, tam bir İstanbul beyefendisi. Uzun boylu ve hayli dikkat çekici. Kim bilir gençliğinde nasılsı. İnanılmaz kibar biri. Beyefendinin koluna girip ona da masaya kadar eşlik ettim. Beyefendi hala çapkın ve iltifat etmekten geri kalmıyor. Fakat bu beyefendinin kaderi hanımefendi gibi olmamış. Hayli varlıklı biriymiş, eşi vefat edince çocuklarıyla arası açılmış. Zaten hiç anlaşamamış çocuklarıyla. Onlar da bir süre sonra adamın mal varlığına el koyup onu huzurevine sepetlemişler. Sonra da bir daha arayıp sormamışlar. Anlatırken içim acıdı ama o haline alışmış. Son günlerini huzurevindeki dostlarıyla geçirmekten memnun. Çünkü orada sevilip sayılıyor.

Bir sonraki amcanın yanında kızı ve oğlu var. Amcayı o akşam getirmişler. Daha geleli 3 saat falan olmuş. Ben durumu öğrenince garipsedim. İki tane çocuğu var, bir adam bakamıyorlar diye içerledim. Sonradan işin aslını öğrendim. Amcanın eşi, 8 ay önce vefat etmiş. Amca eşine sırılsıklam aşıkmış. 52 sene evli kalmışlar. Eşinden bahsederken gözlerinin içi parlıyor. Amcanın annesi, amca çok küçükken ölmüş. Eşini, hem anne, hem dost, hem eş yerine koymuş. Cüzdanını çıkarıp rahmetli eşinin fotoğrafını çıkarıp gösterdi, cüzdana geri koyarken de öpüp koydu. Ben bu yaşıma kadar böyle aşık görmedim. Ve çok şanssız hissettim kendimi onların jenerasyonda doğmadığım için. Biz konuşurken de oğlu ve kızı bizi dinliyor. Onların da gözler dolu ve endişeli. Eşi vefat edince çocuklarına yük olmak istememiş ve kendisi gelmek istemiş. Oğlu ve kızı bu duruma çok üzülüyor. Bir tanecik babamız var ve biz onu buraya bırakacağız diye kahroluyorlar. Amcanın derdi ise kendi gibi insanlarla sohbet edip, aşkını yaşatmak kalbinde. Çocukları belli etmek istemiyor ne kadar üzgün olduğunu. Çocuklarının yerinde olmak istemezdim ama amcaya da hak vermedim değil. Hani Nasrettin hoca, damdan düşünce, doktor değil de, damdan düşen birini istemiş ya. O hesap.

Bir başka hanım geldi sonra. 50 yaşlarında, gencecik ama yüzündeki hatlar çetin bir hayatı olduğunu belli ediyor. Onu görünce şaşırdım çünkü çok genç geldi bana. Meğerse yatalak bir annesi varmış. Onu getirmiş huzurevine. Kendisi çalışırken ona bakamıyormuş. Anneyi huzurevine yatırdıktan bir süre sonra o da emekli olup, oraya yerleşmiş. Şimdi annesiyle birlikte huzurevinde kalıyor. Etrafında harika insanlar var. Sohbet ediyorlar, birlikte vakit geçiriyorlar.

Bir hanım daha getiriliyor çalışan hanım sayesinde, tekerlikli sandalyede. Onun sandalyesini de bir kenara yerleştirdikten sonra başlıyorum sohbete ama sonuç alamıyorum. Sanırım alzheimer hastası. Beni anlamıyor, sürekli ismimi soruyor, kendi ,smini söylüyor. Sürekli aynı şeyleri söylüyor. Ona yaklaşımımdan etkilenmiş olacak ki kocaman sarılıyor bana. Sonra da “ben yün örüyorum, ip getir sana yün öreyim” diyor. Tamam, diyorum.

Bir amca geliyor, gözleri görmeyen. Koluna girip masaya kadar eşlik ediyorum. Ama konuşmuyor hiç. Sonrasında ilaç saati olduğunu öğrenip, ilacını bulup çıkartıyorum ceplerinden. Bir bardak su veriyorum. Ama hiç konuşmuyor benimle :(

Böyle böyle bir çok hanım ve bey geliyor salona. Saat 19:30 gibi de bizimkiler geliyor. Müzisyen arkadaşlar hemen yerlerini alıyor ve başlıyorlar söylemeye. Bir anda ortalık cıvıl cıvıl oluyor. Şarkı söyleyenler, dans edenler. O kadar güzel ki ortam, ömrümde bu kadar duyguyu bir arada hissetmemiştim.

Suadiye Gönüllüleri Türk Sanat Müziği Gurubu, sırayla mikrofonu alıp harika şarkılar söylediler. Bu kadar güzel olacağını hayal bile edemezdim. Bir kez daha hayranlık duydum Filiz ablama.

Müzik faslı bitince de bizim hanımların organize ettiği bir çekiliş yapıldı. Kendi aralarında konuşup, birbirinden güzel hediyeler almışlar. Hepsini güzelce hediye paketi yapmışlar. Sonra da tüm bu hediyeleri çekilişle huzurevi sakinlerine takdim ettiler. Hatta o kadar çok hediye almışlar ki, çalışanlara bile yetti :) Hediye kısmı da vbenim için çok büyük bir sürpriz oldu :) Böyle harika insanlarla birlikte olmak, onların hayatımda olduğunu bilmek çok büyük bir lüks.

Saat 22:00 olduğunda eğlencemiz bitmişti. Zaten o saat kadar bir kısmı dayanamayıp uyumuştu. Geri kalan bir öğretmen hanımı, tekerli sandalyesi ile birlikte odasına kadar götürüp yatağına yatırdım. Odalar iki kişilik ve çok güzel döşenmiş. Tüm ihtiyaçlarına hitap ediyor. KASEV Huzurevi adeta bir otel. Sakinleri de orada olmayı tercih edenler (hepsi değil :( ). Çalışanlar çok sevecen ve yardım sever. Onlara çocuklarıymış gibi bakıyorlar. Özdilek Pastanesi, Çamlıca Gazoz ve Peyman fazlasıyla ikram gönderdikleri için tabağı biteninkini tekrar dolduruyordum ki, çalışanlardan fırça yedim. Yaşlıların, zaten yemekten kalktığı için tok olduklarını ve hamur işlerinin bu saatte onlara fazla gelebilceğini söylediler. Bu hiç aklıma gelmemişti. Çalışanlar onlara sevgi ve şefkatle bakıyor.

Eminim ki ben şanslıyım çünkü farklı bir huzurevini ziyaret ettim. Ana haberlerde izlediğiz gibi, yaşlılara kötü davranılan yerler de var. Dilerim ki insanlar sevgi ve huzurla yaşasın.

Dediğim gibi, huzurevi mi, huzursuz ev mi ? Bence huzur ile yaşayacağımız yer evimizdir.

Lütfen, Huzurevlerini ziyaret etmek için fırsat yaratın. Emin olun, size çok iyi gelecek.

Yorum Yaz

Aşağıdaki formu doldurarak yorum bırakabilirsin. Kişisel bilgilerin başkalarıyla paylaşılmaz.

Yorumun gönderiliyor. Sayfayı kapatmamalısın.
Captcha

Yorumlar

Hiçbir yorum bulunmamaktadır